1 Mayıs; emeğin, dayanışmanın ve adaletin tarihsel simgesidir. 19. yüzyılda işçilerin “insanca çalışma saatleri ve insanca yaşam” talebiyle başlattığı bu büyük yürüyüş, bugün sermayenin küresel kuşatmasına karşı en güçlü birleşik barikatımızdır. Bizler biliyoruz ki; 1 Mayıs sadece bir anma günü değil, geleceği elleriyle kuranların haklı taleplerini haykırdığı bir irade beyanıdır.
Bugün dünya genelinde emeğin payı sistematik bir şekilde küçültülmekte, sermaye sınır tanımadan palazlanırken, emeğin değeri sınır tanımadan düşürülmektedir. Dünyanın dört bir yanında milyonlarca emekçi; güvencesizliğe, sendikasızlaşmaya ve derinleşen eşitsizliğe mahkûm edilmek istenmektedir. Üretimin öznesi olan işçi sınıfı, küresel ekonomik sistemin çarkları arasında görünmez kılınmaya çalışılsa da, bizler değer üretenlerin bu sistemin asıl sahibi olduğunu biliyoruz. Küresel sömürüye karşı tek cevabımız, küresel ve örgütlü dayanışmadır.
Çalışma hayatının en derin yarası, adaletsiz bölüşüm ve vergi sistemidir. Büyük sermaye grupları çeşitli muafiyet ve avantajlarla kârlarını koruma altına alırken, emeğiyle geçinenler daha yılın ilk aylarında ağır vergi yükleri altında ezilmektedir. Az kazanandan çok, çok kazanandan az alınan bu düzen, toplumsal adalet duygusunu derinden zedelemektedir. Adil bir vergi sistemi ve emeğin hakkının tam teslimi artık ertelenemez bir zorunluluktur.
Modern çalışma düzeni adı altında pazarlanan taşeronlaştırma ve esnek çalışma modelleri, aslında işçiyi haklarından mahrum bırakma çabasıdır. Hangi iş kolunda olursa olsun; güvencesiz çalışma, geleceksizlik demektir. İş güvenliğinin zayıfladığı, sendikal hakların engellendiği bir düzende sürdürülebilir bir gelecekten bahsedilemez. Kalıcı ve güvenceli istihdam, her emekçinin en temel insan hakkıdır.
Artan hayat pahalılığı ve derinleşen yoksulluk, emeğiyle yaşayan milyonların üzerine ağır bir gölge gibi çökmüştür. Bir ülkede üretenler payına düşeni alamıyor, çocuklar yoksullukla büyüyor ve kadınlar hem iş yerinde hem sosyal hayatta şiddet ve eşitsizlikle boğuşuyorsa; orada gerçek bir refahtan söz edilemez. 1 Mayıs, aynı zamanda kadının yaşam hakkının, çocukların aydınlık geleceğinin ve toplumsal barışın savunulduğu gündür.
Şunu çok iyi biliyoruz ki; sermayenin bu sınırsız ve küresel saldırısı karşısında hiçbir işçi yalnız başına ayakta kalamaz. Sendikal örgütlenme, sadece bir hak arama yolu değil, işçi sınıfının nefes borusu ve sömürüye karşı tek gerçek kalkanıdır. Emeğin örgütlü gücü yoksa, vergi adaleti bir hayalden; iş güvenliği ise boş bir sözden ibaret kalır.
Bu 1 Mayıs; sadece bir takvim yaprağı değil, sömürü düzenine karşı çekilen en net resttir! Fabrikalardan ofislere, tarlalardan şantiyelere kadar üretimin her zerresinde biz varız. Şimdi bu gücü, sendikal saflarda çelikten bir iradeye dönüştürme vaktidir.
Emeğin sömürülmediği, adaletin sadece sözde kalmadığı bir dünya için omuz omuza, tek yumruk olacağız! Haklarımızı söke söke almak, bölüşümde adaleti kurmak ve güvenceli bir geleceği kendi ellerimizle inşa etmek için birleşiyoruz. Biz yoksak hayat durur, biz birleşirsek dünya değişir!
Yaşasın 1 Mayıs!
Yaşasın Emek, Adalet ve Sendikal Mücadelemiz!



